21 Ekim 2015 Çarşamba
Sez
İnsanın içindeki, kendinden kaçma isteğinin beni getirdiği yerde, aslında bunun asla gerçek olmayacağı güdüsüyle dolu orman tasfirinin içinde kaybolmuşa benziyordum. Eskiden, gözüme herşeye kadir ve olabildiğince ulu görünen, çevresindeki ağaçların arasından sıyrılıp göğe uzanan kayalardan birinde oturduğumuzda çektiğim fotoğraf resmoluyor zihnimde, geri kalan tüm doğanın üzerini örtercesine. Aynı anın içinde, senin bedenin dışında varolduğum fikri canımı yakıyor. Ama ardından vuku bulan, yanlız olduğun yerde yanlış olan bilinç altında ıslanmak gerçeği.. Buz gibi. Uçsuz bucaksız, kurak ve bereketsiz topraklarda, daha önce kimsenin keşfetmeye cüret edemediği his deneyimlerinden birine vurup geri seken bedenin, asfaltta sürüklenen sabun gibi, önümde, eksilen yada giderek kimliksizleşen bir insana dönüşmeye giden yolu aydınlatıyor. Ah o insanın içindeki yalnızlık hayvanı! Ah o zavallı! Mesafe ve ihtimaller kisvesi, insansız ormanları vadeden uzun boylu çam ağaçlarının arasından yükseliyor kurt ulumaları ve yarasa çığlıklarına bulanarak. Kaçarak uzaklaşmak, bizim dışımızda, yaratıldığına ikna edildiğimiz tüm kozmostan. Evde bekleyen dertlerden, betondan, aramızı dolduran tuzlu sudan, kendimizi varetme çabamızdan ve yadsıyamadığımız yassı gerçeklerden kaçarak uzaklaşmak, içinde yenilmeyen duygular barındıran ormana ve serin esen poyrazı ardına alıp, senin dalgalı saçlarına.
R.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder