27 Ocak 2015 Salı







Sanrılar ve Sancılanmalar





Bilmediğimiz hayvan korkuttu bizi
Uzaktan görünür belki, ama
Bir cadının sivilceleri
Şapkasının altında tavşan yoktur ki
Cadı sevimli mi sevimli
Boyun eğersen tabi



İnsan iradesi, anlayabileceği yada isimlendirip, bir sınıfa iliştirebileceği olgular üzerinde tanımlanabiliyor maalesef. O yüzden insanlar, anlayamadıkları yada anlayamayacaklarını düşündükleri olgulardan korkuyorlar. Ama öte yandan en az bilgiye sahip oldukları hayatlar, fikirler hatta karanlıklar, ve tüm bunları zaman ekseninde öğrenebilecek olma ihtimalleri, onları yaşamaya motive eden şeyin ta kendisi. Bu insanoğlunun en cahilce, bir o kadarda bilgelik arzusu barındıran refleksi.

 Hazır olma hali.

İlk okunduğunda bir Zen terimiymiş hissi yaratan, hiçbir inanışta açık seçik gözler önüne serilmese de her inanışın özünde ve midesinde bulunan bir kavrayış durumu var bence. Kendi matematiğimle ve Afrika’nın güneyinde yapmadığım fotoğraf/keşif yolculuklarım sırasında edindiğim görülere dayanarak söyleyebilirim ki; olmak adına, söylenmiş tüm aforizmiz ve metaforik cümlelerin dışında bir yerde, yaşanılan süre içerisinde yaşanılabilecek her şey adına, insanın bulunması gereken en temel hal ‘’hazır olma’’ halidir.

Dünyayı stabil bir bulut yada devasa bir makroorganizma olarak görmek; dünyaya karşı hayvani özelliklerimiz hürmetine oluşturabileceğimiz en baba savunma refleksidir. Savunmak! Hepsini!  Ölümün ve gecenin karanlığını, kaybedilmiş her şeyin bulunabilecek olma umudunu, hiçbir şey olmadığında bile olan yüz binlerce şeyi…

Tüm politikaları, ihtilalleri, darbeleri, protestoları, baş kaldırıları, ayaklanmaları, kaosları, kavgaları, anlaşmaları, antlaşmaları, suikastleri, cinayetleri, savaşları yada barışları; bunların hepsini, daha büyük bir senaryonun küçük puzzle parçalarıymış gibi hissettiren hatta olmadık olgulara tanrısal iradeyi ithaf etmeye sürükleyen her şeyi; borsa dalgalanmalarını, toplum iradesini ve popüler kültürün hantallığı altında kontrolsüz bir hayat süren insanoğlunu…

Yeryüzünde yada idealar evreninde varolan her şeye hazır olma halinden bahsediyorum, şüphesiz.

Bu durumda insan aklını kafatasında tutabilmek, tüm bunların birer gölge oyunu veya illüstrasyon olduğuna kendini inandırma becerisiyle doğru orantılıdır. Ve aslına bakılırsa, her şeyin sayısal normlara dönüştüğü bu arabistanda, yukarıda saydığım her şeyi minimize etmek kolay olabilir. Ama tabi ki insan ağlayan bir hayvandır.




Büyük beatnik Allen Ginsberg’in kutsal şiiri Howl’dan alınma şu paragraf, hayatın çok sert olduğunu ama insanın bunu ciddiye almaması üzerine, beklide harikulade bir örnek…

‘’Vizyonlar! Kehanetler! Halisünasyonlar! Mucizeler! Esrimeler! Amerikan nehrinde batıp gitti! Düşler! Tapınmalar! Dinler! Bir gemi yükü duygu zırvası! Kirişikırmalar! Nehrin diğer tarafına! Evirip çevirmeler! Tufana kapılıp gitti! Yükselmeler! Anlık tanrı görümleri! Umutsuzluklar! On yılın hayvani çığlıkları ve intiharlar! Bellekler! Yeni aşklar! Kaçık nesil! Zamanın kayalıklarından aşağı! Gerçek kutsal kahkaha nehrinde! Gördüler her şeyi! Kutsal haykırışlar! Çekip gittiler! Issızlığa! El sallayarak! Yanlarında çiçeklerle! Nehre doğru! Sokağa!’’

Allen bu metni ve bunun gibileri, niçin yazdı bilmiyorum. Ama kabul etmemiz gereken şey; bizim hayatta çok büyük anlamlar yükleyip, sorumlulukları altında ezilme tehlikesi yaşadığımız hiçbir şeyin; gerçekten o sorumluluk duygusunu hak ettiğine inanmamanın ve tüm o özel sandığımız anların yalnızca –belki- birer ışık oyunu olduğunu kendimize kabul ettirmenin büyük bir erdem olduğu.

Şehirlerde kaybolan, kendimizce aşağıladığımız insancıklar yada tağutlaştırdığımız popüler ikonlar, hepsi basit canlılar ve hiç birimizden daha değerli değiller. Ölümleri gerçek bizi ağlatamaz, başarıları  gerçek bizi gururlandıramaz.

Evet, maddesel ve solgun şeyleri, hatta hisleri bile abartarak yada çelişkiler içine sokarak sanatsal bir manevrayla dünya ve hülya dışı bir hale getirebiliriz, ancak bu dışarıdan bakan gözün o durumu basit görmesini engelleyemez.


Bin Ladin ve Elvis Presley

Hayat, Geleceğe Dönüş 2 filmindeki kızı trenden kurtarma sahnesiyle, Malcolm X’in ölümü arasında bir yerlerdedir. Ve artık, kimse Elvis gibi bir hayat yaşayamayacağı gibi, Usame Bin Ladin gibi ölemez.
Gece hepimizi çocukları bellesin, gece hepimize sahip çıksın.  






  

15 Ocak 2015 Perşembe


                                                   
                                                             




                                                             Anfield                                                                


Scouser



Konu dışında, yazılan metnin cümleleri içinde de bi kültür oluşturulursa; aşkı anlatmak için aşk kelimesi kullanılmayabilir, hatta insanlar insanları, sandalye kelimesinin aslında aşkla bi ilgisi olduğuna ikna edebilir.

"Sen benim bilinçlilik merkezimsin" dedi Allen. 
Biz bi kum fırtınasına maruz kalan peygamber şehri gibi sessiz ve ışıksız kaldık.




                                                          Anfield Road                                                               


Liverpool müzisyenleri (Beatles,Gerry & the Pacemakers...) ve Liverpool'un tesir ettiği edebiyat kumkumalarının (Liverpool Şairleri) 60'lı yıllarda ABD'nin İngilizlerce istilaya uğramasına katkıları ardından ( 70'ler punkının gölgesine değin), belki; Amerikan şairi Allen Ginsberg, Liverpool'u ''insanlık evreninin bilinçlilik merkezi'' olarak ilan etti. 

Nasıl olur da ruhunu mimariye ve dünyanın sürüklendiği, hatta bi çeşit bürokrasiye evrilen ''betonlaşma/sözde modernleşme''  içgüdüselliğine karşı duran ve buna karşı bi çeşit ahlak geliştiren bi şehre peygamber gönderilmez. Belki?      





R.