Robinson Stanley'nin Yaşam Müdahalesi
Bi adam ekmek kabuğu çalmaktan tutuklanıyor, kendini, "ben ekmeğin yalnız kabuğunu severim" diye savunuyor, bu arada, çeşitli dükkanlardan son zamanlarda rozbifin yalnızca köşesini çalıp kaçan hırsız olarakta teşhis ediliyor. Suçlu Robinson Stanley, duruşmaya çıkarılıyor, sert bi yargıç onu beş yılla on yıl arası (hangisi önce gelirse) ağır küreğe mahkum ediyor. Stanley zindana atılıyor, ceza hukukunun o çağa özgü aydın ilkeleri doğrultusunda, hücresinin anahtarıda yok ediliyor. Stanley üzgün ama kararlı, özgürlüğe doğru tünel kazmaya koyuluyor. Kaşıkla kazarak zindan duvarlarının altından geçiyor ve devam ediyor... Kaşık kaşık Glasgow'un altından geçip, Londra'ya varıyor. Liverpool'un altından geçerken bi ara yeryüzüne çıkmayı da düşünüyor ama tünelde kalmayı tercih ediyor ve Londra'ya doğru yola devam ediyor. Oraya vardığında Yeni Dünya'ya doğru yola çıkmak üzere olan bi şilebe kaçak biniyor, yol boyu yeni bi hayata başlamanın hayallerini kuruyor. Bu sefer... Bi kurbağa olarak.
Boston'a vardığında Stanley, Margaret Figg'le tanışıyor. Figg bi öğretmen. En büyük marifeti ekmek pişirmek ve sonra onu başına koyup taşımak. Stanley bundan çok etkileniyor ve onunla evleniyor. Birlikte küçük bi dükkan açıyorlar, sonu gelmez bi anlamsız faaliyet içinde, posteki ve balina yağı ticaretine girişiyorlar. Dükkan çabucak iş yapmaya başlıyor. 1850'de Stanley, zengin, eğitimli ve saygın biri olup, karısınıda koca memeli bi kadınla aldatmaya başlıyor. Margaret Figg'ten olan oğullarının biri normal, öteki gerizekalı, hangisinin hangisi olduğu pek belli olmuyor, ancak biri her ikisinin eline birer yoyo verirse anlaşıyor. Stanley'nin küçük ticarethanesi gelişip dev bi modern mağaza oluyor, seksen beş yaşında çiçek hastalığı ve kafasına yediği kızılderili baltasının ortak etkisinden öldüğünde, mutlu bittiğinden emin olduğu bi hikayenin sonunda olduğunu anlıyor.
(Not : Stanley'i sevimli bi karakter olarak çizmeyi unutma.)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder