24 Mart 2016 Perşembe


sez


midemde doğa dışı bi bulantıyla uyuyakalmayı yenemedim. gecenin ilerlemeyen saatlerinden birinde. Hiç ertesi günün ne getireceğiyle ilgili seni ikna etmeye çalışmadan. umudu bile yokken. ağır ağır barın üstüne bıraktı kafasını. ışığın onu bıraktığı gibiydi. Yalnız bırakılmanın hınç dolu ağırlığı, çöktü üstüne, omuzlarının. elindeki bardak doldu, boşaldı. uykuya açtı. tek gözü açık, sahnede kadını izim izim izledi. bardan çıktı. yumuşak kan rengi halı döşeli bi mekana girdi, orda ufaldı, kanadı. kendini yere bıraktı. umuda uçtu, ölümü umut sanardı. intihar çekti canı. nasılda zordu her an. ruhundan ayrı yaşadığını bildi, orda tekinsiz bi hiçti. aldandı. yanlızlık geldi masasına, onu içti. boyunu aşkın yaşam girişimleri içinde kaldı. kaçmadı, yada kalmaya yalvardı. zamana hakim olan inancın aksine, ağırlığından sıyrılmaya başladı sandı. umarsızlıklara bürüdü mesafeleri. anlamsız kaldı. hayat onunla değildi. onsuzdu. orda olamadı, yaşamın özü yitti. ‘’insan için değer mi?’’ dedi biri. bi tek insan için değerdi. kadifeye damlayan sudan az çıktı sesi. yokluk sardı, yokluk parmak uçlarına vardı. göğsüne zınk oturdu. aptal kaldı. kesin olan bazı şeylerin değiştiğiydi. yalnız mıydı? hayatı kendi elinde olsaydı, nasıl anlamsız olurdu. barınamadı. orda kalmazdı. onsuzda kalmadı. ‘’beni istediğim gibi seviyorsun’’ derdi. Gurur vericiydi. ve rahatsızlık. hep ve hiç, aynıydı. belli bi kararlılık hali içinde. arası acı yada tatsızdı. yoksun bi yalnızlık barındırdı. hep yoktu, hiç vardı. boğucuydu. Yalnız değildi. ben vardım. insan, insanın derdiyle dertlenemezdi. bildim. ama biz insan değildik. bana kaçtı. bi öğlen sıcağında, beni yarattı. iyi ki vardı.