22 Şubat 2015 Pazar







Dünyayı tutkular döndürür.

Söylenebilecek her şey söylendi. Çünkü insan hayvanı, deneyimleyebileceği her hissi deneyimledi. Her dilin ve her edebiyatın kendine has retoriği, gerçekten kendine has. Bunların yanı sıra tüm dünya kültürleri yerinden kalkmayan bir pehlivantaşını anımsatıyor. Irklar, cinsiyetler, dinler, evrenler ve insan adına varolan her asli sanrı arasındaki mesafeler; -her şeye rağmen-  tüm o politikacı, siyasetçi ve sözde barış elçilerine rağmen gitgide büyüyor. Bu durum, dünyanın bilmem neresinde bilmem hangi halkın katledilmesine yol açsa yahut dünyanın tam aksi coğrafyalarının birinde, bilmem hangi milletin refah seviyesini arşa çıkarsa da; iyi tarafından bakıldığında bilinçsiz yada bilinçli insanların karar mekanizmasını rahatlatıyor ve onların düşün dünyasında hangi kültüre, edebi türe, aşka, heyecanın ne denlisine yada müziğin hangi türüne ihtiyaç varsa onu onla doldurmaya ve belki bir davaya inanmaya rask ettiriyor. Beklide o birey, o sanata yada olguya öyle anlam yüklüyor ki, o şey artık onun tutkusu oluyor. Ve emin olalım dünyayı tutkular döndürür.


Bahsetmek istediğim şey, bu tutkuların neden içimizde büyüyüp, bizi, bize dışarıdan bakmamız hususunda engellediği. 


20 Şubat 2015 Cuma






Anakerkilmek



Medeniyet öncesi patriarkal toplumların, kadın düşmanlığı içgüdülerinine göre, kadınlar içlerinde yaşayan ve Uterus -rahim- dedikleri şeytani bi ruhla yaşar.

Bu tanım, kadına karşı fiziki kadın düşmanlığını; metafizsel yahut tinsel bi inanış haline bürüyerek; bilinçaltına, sanki rasyonellik taşıyan  bi inanç sistemiymiş gibi sunar.

İnsanoğlunun neden bu tür refleks geliştirdiği ve sözde medeni olmayan yada şimdiki gibi sözde medeniyetin beşiği olan avrupa insanın bunu nasıl benimsediği, akıl alınacak cinsten değildir.

Bi diğer efsanede şöyle söylemez; insanlık tarihi boyunca, ahlaki çıkmazlarda söz sahibi olan genel insan portresi; erişkin, irade sahibi ve cinsel manada dişilik güdüsünü yitirmiş kadındır. Bu durumda Uterus'un şeytani kötülüğü hususunda, -ki bu ilk feminen başkaldırı fırsatını yaratan olaydır- kadınlara yapılmış bu yobaz haksızlıklar silsilesinin fitilini ateşleyen yine tanrı tarafından kendilerine haksızlık yapıldığını düşünen yobaz kadınlardır. Bu yobaz ve kompleksli kadınların isyanının, zalimliğe evrildiğinin kanıtıdır, tabi efsane doğru ise.

Erkek ırkı, her bi hayvan türünde olduğu gibi, doğuştan gelen içgüdüsel donanım konusunda dişisinden basit ve aptaldır. Ancak genç kadınların bu ataerkil düzen içinde bi hiçi temsil etmeleri, erkeklere sınırsız bi hakimiyet duygusu yaşattığı için cazip gelmektedir.

Sonuçta bi erkeğin hayatta erişebileceği en büyük ve gerçek mutluluk, bi kadının merak ve heyecanla ona bakmasıdır.

Hayatla kavgası olmayan bi, erkek evden çıkar -öte yanda kafasında seks vardır, otobüse biner -kafasında seks vardır, ülke yönetir -kafasında seks vardır, ibadet eder kafasında -seks vardır. Erkek utanç duvarları ve batık ego gemileri olan, korkak olduğu kadar kompleksli bi hayvan modelidir.

Ağlayan hayvanların, ağlamayla problemi olan tek üyesidir erkek.

Ve Avrupaya öykünen bi ortadoğu ülkesinde, cinsel içgüdülerini yitirmiş bi kadına - ihtiyara- duyulan saygı, nasıl olurda genç ve dünyanın daha fazla ihtiyaç duyduğu bi kadına duyulmaz.

Haaaa.

8 Şubat 2015 Pazar


                                                                         
ablukaaltı.


Küçük solucan delikleri oluşturan paralel evrenler. Hayatı daha kolay yahut daha zor kılabilirler. Hatta bizim daha mutlu olmamızı yada mutludan daha az mutlu olmamızı sağlayan senaryolar sayılabidirler. İnsan hayvanını her an cezbeden ve artık koşullu bir refleks halini almış merak duygusuna paralel giden bir ihtimaller bütünü; bir haritaya baktığımızda görünen yolları değil de, görünmeyen patikaları bulma hissi veren şeyle kapı komşusudur.

Belki bir solucan deliği, beklide avrupa insanının hala farkına varamadığı ama Zen’in öğütlediği alterego kontrolü. Dünyada tüm davranışlarından hukuki olarak sorumlu olan insan, çok aciz ve denizde ki pet şişeyi andıran bir portre çizse bile; kendini güçlü ve yeterli görüyor birçok şeye. Bu büyük ahmaklık.

Dünyanın herhangi bir yerinde, borsanın ufacık bir hareketiyle yerle bir olabilecek olan, ama bizim bu ihtimali göz ardı ettiğimiz ve istemsizce, matematiksel normlara dönüştürdüğümüz hayatımız, bizi yutabilir. Düşündüğümüzde koca bir makroorganizmayı yada stabil ve tavizsiz bir varlık olan dünya – hayat; bir yarış ve yolunun ne olduğunu midesinde hisseden bi ateri oyununun kahramanının bulabileceği bi kazanma hissi. Yalan söylüyorum, bi kitaptaki en devrik cümle. Haaaa.



1 Şubat 2015 Pazar


TÜMCE KURMA DENEMELERİ

İnsan bi kadının sıcak karın boşluğuna ihtiyaç duyuyor.
Lodoslu akşamdan hemen sonraları,
şüphesiz belli bi açıyla yüzüne vuran sarı sokak lambalarının altında, ben biraz vals bilirim viyanada, kulakların kızarmış çünkü boğazlı kazak giyiyorsun
Ama terlememişsin, çöl kadar kuru vücudun, vücudu.
Evde bekleyen dertler var, çünkü günler önce dediğim gibi aile boktur.
Anlayamadığım dünyevi durumlar var, bilmiyorum, insan nasıl yazmaz.
Ne kadar basit olursa olsun insan , ne kadar.
Sanat, abartıdan ve çelişki yumaklarında. Ben mi?
Sense herşeyden münezzeh.
Bilmiyorum görüyor musun? "Emin ol şuan yüzümde, tarifsiz bi gülümsemeye giden buruk bi Mona Lisa var. Ben yabancı değilim. Seni tanıyorum, sen beni tanıyorsun."
Hep derim hayat zor diye, yalan söylüyorum. Dediğim gibi güvenme bana, ben kendinden başkasını düşünmeyen biriyim,
Boş beleş bi ukalayım, dümbelekli ama dümensiz.
Nasıl susuyorlar anlamıyorum sosyal demokratlar?
Nasıl susuyorlar anlamıyorum müslüman alimler?
Aydınlar, ozanlar; susmayın cümleleriniz adına..
Çatal bıçak tanrılarınız.
Allahınız adına.
Yoksunluğu, yoksulluğu kabul etmek mi zor?
Bilmiyorum.
Çok rüzgar esti, döktü saçlarımızı.
Bi insan, hükümeti nasıl sever anlamıyorum mesela?
Lanettir ki o.
İçi irin dolu torbalar ve leş yiyicilerdir.
Anlamıyorum.
Bilmiyorum, nasıl methiyeler düzülüyor bu heriflere, nasıl gülüyorlar salya akıtarak. Tıpkı kuyruğunu kovalayan bi köpek gibi.
İnsan kesinlikle, bi kadının sıcak karın boşluğuna ihtiyaç duyuyor.
Lodos olmadan.
Kasırgada.
Bi zaman bulabilsek, yaptıklarımıza pişman olacağız.
Ama zamansızlıktan deliremiyoruz.
Yoksa çivimiz çıkmış belki, dediği gibi "Delilik, özgür bir kafanın yiğitçe çıkışlarıdır ve bu, yüce görülmedik bir erdemin ortaya attıklarıyla çok yakın kapı komşusudur".
Çok ayrı kaldık, ben ben değilim.
Tedirginim yok olup gitmekten.
Yalan söylüyorum, elbette yok olup gideceğim.
Ayakta duramıyoruz arasıra, ve hiç önemli şeyler söylemiyoruz.
Okuduğumuz kurgular, aslında kurgu değiller.
Ve hiçbiri kudüsü fethetmiyor.
Bişiy arıyorum, bu arabistanı anlayabilmek için.
Bi bal porsuğu yada ornitorenk.
İncir ağacından düşmemiştim ama "bişiy olacak" dediğimi hatırlıyorum.
Ve ormana kaçan atlar.
İnsan, bi kadının sıcak karın boşluğuna ihtiyaç duyuyor.
Mesele sermaye.
Para seni hapsetmesin sana.
Bilmek ve susmak suçtur.
Susan ozanlara hakkını helal etme, koşuşturmacalı kıyamet akşamında.
Topluca bi akşam yemeği yiyelim başbaşa.
Bilmiyorsun ama severim isim tamlamalarını.
Kırmızı perukla ve ormana kaçan atlar
Gibi gibi geldi gözlerimin altındaki şişler
Bi zınk vurdu şakaklarıma
Hemen altımdan kayayıyor halı
Bi vecd düşüyor gökten baş parmağıma, biz yüzyüzeyken
Elle tutulur gibi değildi ellerin
Sanırım büküyor zamanı
Atladığım secdeye, sert lodos kubbeyi yakın kıldı yere
Bi şaman var ve ormana kaçan atlar
Serçe parmaklarım açtı ahşap kapıları
Ve gördü gözlerim bahçedeki saçakları
Sevmediğim batık bi ada geldi aklıma
Ve gitmedi bi daha
İnsan, bazen bi kadının sıcak karın boşluğuna ihtiyaç duyuyor.
Ve rüzgar, döküyor saçlarımızı.
''Sancı geç saatlerde''.







Dua


Hep bir ağızdan bizi yaratan allahın adıyla;


Ay ışığının altında ezilmiş solgun yüzlü ecnebiler, venedikte şehirden ghettolara tecrit edilmiş tüm yahudiler, 69da David Gilmour'un ve tüm Rock'n Roll efsanelerinin çaldığı Gibson Les Paul marka elektro gitarlar, evrendeki tüm karadelikler, Orta Doğuda ki tüm Bahailer, Bodhidharma'nın tüm çatal bıçak tanrıları, führer gölgesinde ki sarı piçler, yılbaşında kesilen hindiler, Liverpool'da ki scouserlar, Teksas'ın bucaksız kurak toprakları, zimbambedeki tütün işçileri, mısır uygarlıkları, antik yunan filozofları, Wes Anderson'ın simetrik ve pastel skansları, Hitchcock'un kargası, James Joyce, Charles Dickens, Kafka, Zweig ve babaların babası Elvis Presley, hatta hepimizin kurduğu hayaller ve gecenin tüm ışıkları yüzü suyu hürmetine, bize ver.