An, anın içindedir.
Yanımdasın ve yürüyorsun. Yolumuz çaresiz bi rönesans, vadediyor dünyevi olmayan şelaleleri. Küçük ve büyük kayaların gökten indiği okyanus sahillerinden birinde. Birbiri olmadan anlamsız kılınmış yaratıkların yaşamları arasındaki denge. O dengenin yarattığı bilinç yükseliyor göğe, ellerimizin ve dudak kıvrımlarının birbirine değdiği, poyrazı en hafif hisseden ege kıyısında. Düşüncelerimiz arasında bi kaç santim yada bi kaç ışıkyılı var varsayımsal olarak. Ama metaforların yeri yok, akşam güneşinde gözümü alan gözlerinde. Yanımdasın ve yürüyorsun. Yapma bunu, kaybedilmiş herşeyin bulunabileceğine inandırıyorsun beni, sana rağmen. Toprak biraz ıslak olmalı ve soğuk olabildiğince, ağaçlar üzerimize titriyor, senle yok olamamanın verdiği paradoksal vicdan azabı. Gece, yıldızlarla ilgili değil yada göktanrıyla, gece, daha yakın görebilmem için bi örtü üstümüzde seni. Azap dediğim, midemde oluşan dünyayı fethetme isteği. Dönüşmek koca bi samanyolunun içinde hatrı sayılır bi meteora. Ve dünyanın başına gelebilecek en berbat şey olmak. Kalbinin orta yerine koca bi delik açmak. Tüm insanlığın ağlaması ve senin gülmen, yüksek bi tepede biz kozmosu ve onun kaosunu izlerken. Yanımdasın ve yürüyorsun. Anlam veremediğim kalabalıkların anlamsız inançlarının hiçbirine çarpmadan oluşturuyoruz kendi dinimizi. Herşeyin dışında, içinde herşeyin, bi pagan deliliği sana uzun süre bakmak, unuttuğum bi gayb aleminin en yakın mesihi. Yalnızca yanımda yürüyorsun. Bu beni yeteri kadar yalnız kılıyor. Aksi, zaten koyu bi dekadans çukuru gitmen.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder