22 Şubat 2015 Pazar







Dünyayı tutkular döndürür.

Söylenebilecek her şey söylendi. Çünkü insan hayvanı, deneyimleyebileceği her hissi deneyimledi. Her dilin ve her edebiyatın kendine has retoriği, gerçekten kendine has. Bunların yanı sıra tüm dünya kültürleri yerinden kalkmayan bir pehlivantaşını anımsatıyor. Irklar, cinsiyetler, dinler, evrenler ve insan adına varolan her asli sanrı arasındaki mesafeler; -her şeye rağmen-  tüm o politikacı, siyasetçi ve sözde barış elçilerine rağmen gitgide büyüyor. Bu durum, dünyanın bilmem neresinde bilmem hangi halkın katledilmesine yol açsa yahut dünyanın tam aksi coğrafyalarının birinde, bilmem hangi milletin refah seviyesini arşa çıkarsa da; iyi tarafından bakıldığında bilinçsiz yada bilinçli insanların karar mekanizmasını rahatlatıyor ve onların düşün dünyasında hangi kültüre, edebi türe, aşka, heyecanın ne denlisine yada müziğin hangi türüne ihtiyaç varsa onu onla doldurmaya ve belki bir davaya inanmaya rask ettiriyor. Beklide o birey, o sanata yada olguya öyle anlam yüklüyor ki, o şey artık onun tutkusu oluyor. Ve emin olalım dünyayı tutkular döndürür.


Bahsetmek istediğim şey, bu tutkuların neden içimizde büyüyüp, bizi, bize dışarıdan bakmamız hususunda engellediği. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder